HUKUK MU SİYASET Mİ Yazdir E-posta
Yazar Ülker Fahri   
31 July 2009, Friday
Aklı....

Asyalı veya Afrikalı olarak çalışan yöneticiler, kendi ülkelerinde yarattıkları koşullar nedeniyle, “siyasi otoritenin arzuları”nı, istediklerinde “yargı kararı”na dönüştürecek siyasi otoritenin güdümünde bir hukuk sistemi oluşturmuşlar ve kendi icraatlarına her zaman “hukuksal zemin” yaratmışlardır. Belki bu yöntem, kendi ülke sınırları içerisinde geçerlilik bulur da, sınırlarının dışına çıkıldı mı “uluslar arası hukuk” duvarına vurarak geri yüzlerine çarpmakta ve ülkeleri büyük sıkıntılara girmektedir

Ancak....

Bu, onlar için hiç önemli değildir.

Onlar için önemli olan kendi iktidarlarını sürdürmektir.

Kendi iktidarlarını sürdürmek için de kendi işlerine nasıl gelirse öyle hareket ediyorlar.....

Bir gün.....

Kendi yaptıklarının hiç etkisi yokmuş gibi.....

Bir bakarsınız.....

Suçlu, onların ülkesine karşı düşmanca tavır almış dünya ve o dünyanın mahkemeleri “siyasi” karar vermiştir ve onlara göre o karar kabul edilemezdir.

Bir bakarsınız.....

Meclisten öyle bir yasa geçirirler “ne Anayasa’ya ne hukuksal teammüllere uymaz” ama ülkenin Anayasa Mahkemesi oturur ve Anayasa’ya uygun olduğuna karar verir, çünkü  “siyasi erk”i ellerinde tutan “ilahlar” öyle istemişlerdir. Vatandaşlar da beş-on gün, muhalefettekilerin televizyonlarda konuştuklarını, yaptığı açıklamaları dinler, kendi arasında konuşur ve unutulur gider.

Örnek mi istiyorsunuz?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bir kararında “davalı” Türkiye Cumhuriyeti aleyhine “Kıbrıs’taki mülk sorununa çare üret” deyince, (mahkeme kararındakı ifade ile) Türkiye’nin, Kuzey Kıbrıs’taki “alt yönetimi” konumundaki KKTC Meclisi, KKTC Anayasası’nda 1974’de terk edilen Rum malları “devletleştirilmiştir” açık hükmüne rağmen ve başkalarına koçan verilmiş olmasına bakmaksızın “Yasa” yaparak,  ayni malların, 20 Temmuz 1974 tarihindeki tapu kayıtlarındaki Rum sahiplerine ait olduğuna karar verebiliyor.

Dünyadan örnek istiyorsanız....

Suriye Devlet Başkanı Hafız Esat öldüğü zaman, Suriye anayasasına göre devlet başkanı olabilmek için gerekli olan “35 yaş” sınırı ve en az “10 yıl devlet hizmetinde bulunma” koşulu, Hafız Esat’ın oğlu Başer Esat’ı devlet başkanı yapmak için, yaşının 31 olması ve devlet hizmetinde ise 6 yıl bulunması nedeniyle, parlamento bir oturumda yaş sınırını 30’a devlet hizmet süresini de 5’e indirerek, Hafız’ın oğlu Başer’i devlet başkanı yapacak siyasi karara hukuksal zemin kazandırılarak, anayasaya uyduruldu ve Suriye’yi yönetenlere göre oldu. (oldu da olduğu kadar oldu, Suriye’nin dünyadakı itibarı ortada)

***  

İzliyorsunuz....

İçinde bulunduğumuz haftanın “siyasilere göre” en önemli olaylarından biri İngiltere Yüksek Mahkemesi’nin, Ercan’a direkt uçuşlar konusunda KTHY’nin açtığı davaya “red” kararı vermesiydi.

CTP’li Cumhurbaşkanı M.A.Talat’a ve UBP hükümeti sözcülerine göre, İngiltere Yüksek Mahkemesi “siyasi” bir karar vermiştir.

Halbuki öyle mi?

Bir kere.....

Orası, ne KKTC ne de Suriye. Orası İngiltere....

Orada hukuk ne ise, karar da o’dur.

Davaya bakan Mahkeme Heyeti, bilir ki.....

İngiltere’nin kendi yasaları var, İngiltere yasaları üzerinde, İngiltere’nin üyesi olduğu ve üyesi olarak uyması gereken Avrupa Birliği bünyesinde “Avrupa Toplulukları Adalet Divanı” var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi” var, Avrupa Birliği Muktesebatı, AB Konvansiyonları ve Birincil Hukuk durumunda AB kararları var. AB’ye ilaveten İngiltere’nin üyesi olduğu Birleşmiş Millet Örgütü var ve üyesi olarak uyması gereken Birleşmiş Milletler ve bağlı örgütlerin konvansiyonları ve kararları var.

Önlerine gelen dava konusunda karar verirken, yargıçlar onlara bakar ve onlara göre karar verirler. Bizdeki gibi “erk” sahipleri nasıl isterlerse değil!

Bakın.....

19 haziran cuma günü, Ercan’a direkt uçuşlar davası ile ilgili neler yazmıştık, hatırlayalım.


İngiltere, Kıbrıs’ın kuzeyine direkt uçuşlara izin vermiyormuş diye İngiltere Hükümeti’ni dava etmişler.

Hatırlarsınız....

1993 yılında, hani Kıbrıs sorunu ha çözüldü, ha çözülüyordu yalanı ile R.R.Denktaş tarafından uyutulduğumuz günlerdi....

Kıbrıs sorunu için Güven Artırıcı Önlemler diye bir paket hazırlanmıştı ve izolasyonlar kalkıyordu, Maraş ve Lefkoşa uçak alanı açılacaktı falan filan.... o günlerden söz ediyorum.

İşte o günlerde, R.R.Denktaş,  görüşme masasına Ercan uçak alanının açılmasını ve direk uçuşları getirmişti.

Ve.....

Şimdi dava açanlar.....

R.R.Denktaş’ın eseri, görüşmelerle ilgili....

1 Temmuz 1993 tarihinde, BM Güvenlik Konseyi’ne sunulan S/26026 sayılı Genel Sekreter Raporu’nda yazanlar hiç yazmazmış gibi, mahkeme yollarını tutuyorlar.

Halbuki....

Bakın o raporda neler yazıyor.

(Madde 21) In this connection, I and my collegues conferred at length with the President of the Council of the International Civil Aviation Organization (ICAO) and his Legal Council. It emerged that since international flights take place in the framework of air service agreements that are congluded exclusively between States, it did not seem possible, without recognizing a Turkish Cypriot State, to envisage the kind of arrengements related to Ercan (Tymbou) airport and the Turkish Cypriot airline that had been requested by the Turkish Cypriot side.

(Türkçesi ile) Bu çerçevede, ben ve arkadaşlarım Uluslararası Sivil Havacılık Organizasyonu (ICAO) Başkanı ve Hukuk Konseyi ile uzun uzun görüştük. Ortaya çıktı ki, bir hizmet anlaşması çerçevesinde düzenlenen uluslararası uçuşların sadece Devletler arasında gerçekleştiği nedeniyle Kıbrıs Türk Devleti tanınmadan, Kıbrıs Türk tarafının Ercan hava limanı ve Kıbrıs Türk Hava Yolları için isteklerinin gerçekleşmesi mümkün değildir

Hiçbir tartışmaya fırsat vermeyecek kadar gayet açık ve net....

Ülkeler arası uçuşlar “Uluslararası Sivil Havacılık Organizasyonu” tarafından ve devletler arası  anlaşmalarla düzenlenir.

Bu gerçek ortada dururken, bu efendiler ne beklemektedirler?

***

Ve.....

“Efendiler”in beklediği gibi değil, hukukun ve uluslar arası anlaşmaların öngördüğü gibi “red” kararı açıklandı.

Tabii ki....

İlgisiz ve beceriksiz siyasi atamalarla yönetmeye kalktıkları ve 100 milyon dolar civarında borç batağına sokarak batma noktasında getirdikleri KTHY için mazaret hemen bulunacaktır bilesiniz. “Direkt uçuşlara izin verilmeyen, ambargolar aldında inleyen bir ülkenin havayollarının, yüksek maliyetlerle ve engellemelerle yapabileceği bu kadar, iflas normal”

Ne yazık ki.....

Biz hala....

“Siyaset mi hukukun önüne geçiyor, hukuk mu siyasetin önüne geçiyor” diye tartışıyoruz.

Ve....

Kendimizi Avrupalı zannederiz de Asyalı veya Afrikalı gibi yönetildiğimizi gizlemeye çalışıyoruz.

Galiba.....

Bütün mesele de bu “zannetme” ve “gizleme” altında yatıyor....
 
< Önceki   Sonraki >