HAK EDİLMEMİŞ HAK Yazdir E-posta
Yazar Ülker Fahri   
14 August 2009, Friday

Yazıyı okuduktan sonra, “bu adama da ne oluyor” demeyesiniz diye peşinen belirteyim.

Bu ülkede, insanların üretimden koparılması, iş için hükümet kapısına yönlendirilmesi, ayakta kalabilen sektörlerin devlet desteğine “muhtaç” hale düşürülmesi.....

Devlet denetiminde ve devlet destekli olarak kurulan ve kurdurulan sendikalarla güya örgütlü bir yapı “görünümü” oluşturulması.....

Olmayan demokrasiyi varmış gibi gösteren bir “düzen” yaratılması..... Üreten değil,  tüketen bir ekonomik yapılanmaya gidilmesi ve toplumun “hazır”a alıştırılması.....

Ve....

Türkiye’ye “bağımlı” bir yapı ve Türkiye tarafından “beslenen” bir toplum yaratılması....

Yani.....

Ana sütüne alıştırılmış ve ana sütünden kopamayan....

Arsız, obur ve tembel....

Büyümeyen, büyümek istemeyen bir koca bebek olmaktan mahzur görmeyen..... bir yapı yaratılmasının;

1974’ten bu yana, bilinçli olarak izlenen bir politika olduğunu ilk dillendiren ve tartışmaya açan 3-5 kişiden birisi olduğumu, yazılarımı 1990 yılından beri sırasıyla Yenidüzen, Avrupa ve Afrika gazetelerinde takip edenler ve katıldığım televizyon programlarında izleyenler bileceklerdir.  

***  
Duruşumu belirttikten sonra....

Yaşananlara..... kararlılıkla.....

Artık birilerinin “yeter” demesi gerekmektedir.

Artık birilerinin “sütten kesilme” zamanı geldi ve geçti demesi gerekmektedir.

Artık birilerinin ağzındakı ana memesinden süt emerken “özgürlük” istenemeyeceğini, demesi gerekmektedir.

Artık birilerinin “dürüstçe” konuşmalı, demesi gerekmektedir.

Evet.....

Geldiğimiz, getirildiğimiz durumu, öyle parmağımızın arkasına saklanarak değil....

Dürüstçe konuşmalıyız....

Kimse kırılmasın ve kızmasın ama.....

Kıbrıslı Türkler’in temel gündemi olması gereken Kıbrıs Sorununun çözümü konusunda, benzer siyasi görüşe sahip partilerin, kendi küçük hesapları nedeniyle farklı duruşlarından ve parti-sendika ilişkileri nedeniyle;

“Kıbrıs Barış Platformu” çatısı altında bir araya dahi gelemeyen ve “mücadele tavrı belirleyemeyen” 19 nisan seçimlerinde “ne yapacağını bilemeyen” sendikaların, kişisel “çıkar” söz konusu olunca, “hayati konu”daki siyasi görüşlerini bir yana bırakarak tereddütsüz ve tartışmasız bir şekilde bir araya gelmelerinin ciddi olarak sorgulanması gerektiğini, birilerinin hatırlatması gerekiyor.

Yok, biz “ayni teraneyi” çalmaya ve oynamaya niyetliysek, hiç konuşmayalım, hiç yazmayalım.

Biz....

Hala, “bağımlılık” ve “bağımsızlık” arasındaki çizgiyi ayırt edemiyorsak....

Ve....

“Ek mesai” ile “hayat pahalılığı” ödeneği tartışmalarına hapsolup,  listelerin gazetede yayınlanmasının, etikti-değildi, ayıptı-değildi, küçük düşürücüydü-değildi, yasaldı-değildi kavgasına girersek, hikaye olur gideriz, bilesiniz.

Oysa aslolan.....

Ortaya çıkan “gerçek”in ta kendisidir.

Nedir o gerçek?

Gerçek....

Devletin her organında ve her kademesinde, kurulan “menfaat düzeni”nin gözler önüne serilmesiydi.

Gerçek.....

Her yıl oturulan masada, sendikalara siyasi rüşvet olarak verilen “menfaatler”in su yüzüne çıkmasıdıydı.

Gerçek....

Sus payı olarak sağlanan “çıkar”ların “kazanılmış hak” zannedilmesiydi.

***  

Şimdi....

“Eğri oturup, doğru konuşalım” demeyeceğim, “doğru yere, doğru oturup, doğru konuşalım” diyeceğim....

Yaşanan yaşandı.....

Artık karar vermeliyiz.....

“Doğru olmayan şeyler”i düzeltecek miyiz, düzeltmeyecek miyiz?

Bilmeliyiz....

Biz, hala meme ağzımızda yaşamakta ısrarlıysak....

Siyasetçiler, dün yaptığı ne idiyse bugün de aynisini yapacaktır.

Hükümetteyse.....

“Ağzımızdakı memenin sahibi” tarafından önüne konan “bazı zaruri tedbirleri” koltuk hesapları içinde hayata geçirmeye kalkışacaktır....

Muhalefetteyse.....

“Ağzındakı memede sütü azalan”ın yanında duracak, siyasi çıkar hesapları içinde, onunla birlikte yaygarayı basacaktır.

Yarın.....

Yerler değiştiğinde, ayni koltuk hesapları içinde bazı “zaruri tedbirler”i onlar hayata geçirmeye çalışırlarken, diğerleri ayni siyasi çıkar hesapları içinde “memeden emdiği sütü azalanlar”ın yanında, onlarla birlikte yaygarayı basacaktır.


Ve....

Ne kadar ilginç.....

Hiç dikkat ettiniz mi.....

Kimse de kendilerine “yahu dün sen bu tedbirleri zaruri diyerek savunuyordun” demediği gibi, “yahu dün sen sendikalarla birlikte yaygara koparıyordun” da demiyecek ve sırtımızda oynanan oyun sürüp gidecektir.

Oysa, artık....
Şu soruyu sormak gerekiyor.

Böyle yaşamaktan mutlu musunuz?

Ve......

Karar vereceksiniz....

Türkiye verecek, siz “bazan güzellikle” “bazan kavga ederek” pay edeceksiniz ve bu düzen devam mı edecek.....

O zaman bileceksiniz....

Türkiye’den nüfus da aktarılacak, vatandaşlıklar da dağıtılacak, bayraklar da asılacak, heykeller de dikilecek, kuran kursları da açılacak, müsteşar da atanacak, asker de karışacak, seçimlere müdahale de edilecek, bombalar da patlayacak, faili meçhul olaylar da yaşanacak, ve dahaları.... ve dahaları da yapılacak.....

Ve.... çözüm de olmayacak....

Ve.... Avrupa Birliği üyeliği de gerçekleşmeyecek.....

Ya da.....

Karar vereceksiniz..... ve....

Onurlu ve kişilikli yaşamı seçeceksiniz.

Bağımsız olmayı ve iradene tekrar kavuşmayı istiyorsanız....

Kopartıldığınız üretime tekrar sarılmayı, üretmeyi ve ürettiğiniz kadar tüketmeyi öğreneceksiniz.

Aç kalacaksanız aç kalmayı, susuz kalacaksanız susuz kalmayı, 1963’ten 1974’e kadar nasıl yaşamış, nasıl direnmişsen ve nasıl ayakta kalmışsan aynisini yapacaksınız....

Ve....

İşe, ağzındakı memeyi bırakarak başlayacaksınız.

Yok, “kazanılmış hak”tır, “biz memeyi bırakmayız” diyorsanız.....

Siz bilirsiniz....

Yaygaraya devam....
 
< Önceki   Sonraki >