Bir Kıbrıslı daha çekip gitti: Foto Özeş... Yazdir E-posta
Yazar Hasan Kahvecioğlu   
08 September 2009, Tuesday
Bir Kıbrıslı daha çekip gitti...
İlk delikanlılık yıllarımdan beri “Foto Özeş”i tanıyordum...
Herşeyden elini ayağını çektikten sonra, en büyük tutkusu Halkın Sesi’ni okumaktı...
Hatta son satırına kadar...
Zaman zaman telefon eder, bu köşede yazdıklarımı benimle tartışırdı... Geçen kış, Yenidüzen gazetesinde Dr. Filiz Besim onunla bir söyleşi yapmıştı... Özeş Bey, bu söyleşi yapılırken, benim de kendisi ile birlikte bulunmamı istemişti. Yaşam yolculuğunu tüm detayları ile bizimle paylaşmıştı. Polislik mesleğine Limasol’da başladığı yılları, aldığı 16 liralık maaşı anlatırken; İngiliz koloni idaresini, Türk, Rum, Maronit karma polis gücünün içinde yaşananları, meslekteki ilkeleri, işine duyduğu saygıyı, mesleğinde yükselmek için gösterdiği çabaları büyük bir keyifle dinlemiştik...
Aslında bu tür “Gün görmüş” Kıbrıslılarla konuşmaktan büyük bir tat alıyorum...
İngiliz yönetimini, arkasından Cumhuriyet dönemini, TMT günlerini, ayrışmayı ve sonunda toplumsal “örgütlenme” içinde  yer aldıkları için, tüm dönemlerin tarihsel şahitliğini yaptıkları için, dopdolu bir “anılar” ve “tecrübeler” dağarcığını önünüze boşaltırlar ve ağzınız açık biçimde onlara kilitlenirsiniz...
Gerçekten “cemaat” günleri çok farklıydı...
Özeş Bey’i dinlerken, onun İngiliz döneminde polis örgütü içinde “mesleki” olarak verdiği savaşıma büyük bir saygı duymuştum... O dönemde iki kez hizmet içi eğitim bursu kazanmayı başarmış ve İngiltere’de “parmak izi” ve daha sonra da “El yazısı” uzmanlıklarına sahip olmuştu.
Tabii; Limasol’da bisikletle “Sevdiği kız”ın mahallesinden geçişlerinde duyduğu heyecanı, hesaplı-kitaplı evliliğini ve aile kurma planlarını dinlerken aslında bir “bireysel öykü” yanında, bir dönemsel analizi de birlikte yaptığını fark ediyorsunuz...
Filiz Besim’in birkaç ay önce yaptığı söyleşide Özeş Bey’in “ilk ve son aşkı”eşi Saniye Hanım’la ilgili anlattıkları şöyle yer almıştı:
“St. Joseph mezunu telefon dairesinde çalışan iyi bir ailenin dördüncü kızına aşık olmuştu. Önce sokaklarda işe gidip gelirken birkaç kaçamak bakış, sonra Mehmet Bey’den güzel kıza cevap alamadığı ama hala ballandıra ballandıra anlattığı bir aşk mektubu… Mektubuna cevap alamasa da çiçeği burnunda polisimizin dünürcülükte “evet” çıktı evlilik talebine… Gerçi dünürcülükte çok uzaktaki köyü Gonetra’dan ailesi gelememişti ama polis örgütünden güçlü bir kişi yapmıştı dünürcülüğünü…”
Yaşamı tüm öğeleri ile dikkatlice planlayan Özeş Bey’in çocukluk yıllarından başlayarak fotoğrafçılığa merak sarması, çırak olarak Ermeni bir ustadan işi öğrenmesi bizim “cemaat” yaşamımızda çok örnekleri bulunan bir durumdur.
Kıbrıslı Türklerin “meslek edinme” bakımından Kıbrıs’taki diğer toplumların “zanaatkar”larından yararlandıkları bilinmektedir.
Foto Özeş, birçok polisiye olayın aydınlatılmasında, bilgisi ve uzmanlığı ile yararlı işler yapmıştı. Bu konuda birçok anıları vardı. Bunları büyük bir zevkle anlatırdı...
Özeş Bey; polislikten sonra da boş durmadı... Kendi fotoğraf stüdyosunu açtı. Lefkoşa’da yıllarca politikacıların, yeni evlenenlerin stüdyo fotoğraflarını çekti. Renksiz fotoğrafları boyamayı, kara kalemle rötüş yapmayı, kısacası fotoğraf sanatının inceliklerini öğrenmeyi gerektiriyordu fotoğrafçılık o yıllarda...
Yani zahmetli bir işti ve “yetenek” gerektiriyordu...
Ne “digital” vardı o zamanlar, ne de foto shop...
Meslek, diğer birçok meslekler gibi “beceri” istiyordu...
       

Daha sonraları resim yapmaya başladı Özeş Bey... Yağlı boya resimleri yanında kara kalem çalışmalara da yöneldi. 1992’de fotoğrafçılığı tamamen bırakınca fotoğraf ve resim sergileri açtı.
Son yıllarda ise Yenikent’teki evinde, dünyadan bağını koparmadan, günlük siyaseti ve toplumsal olayları büyük bir dikkatle izleyerek emekliliğini sürdürüyordu.
Özeş Bey bende her zaman, ailesine karşı sorumlu, iyi giyinen, çağdaş kafalı, olabildiği kadar sakin bir “portre” izlenimi bırakmıştır.
Sessizce gitti...
Kendisini yetiştirmeyi başarmış, iyi işler yapmış, yaşamdan tat balmayı bilmiş, insanların kalbini kırıp dökmemiş biri olarak ölmek, ona çok yakıştı...
 
< Önceki   Sonraki >