Hristofyas'ın "rest"i ne kadar haklıdır?
Yazar Hasan Kahvecioğlu   
04 September 2009, Friday
Yeşilırmak kapısında gerginlik yaşanınca, her kafadan bir ses çıktı... Durumu CB Talat’ın görüşmelerdeki temsilcisi Özdil Nami’ye sordum... İşte tüm detayları ile söyledikleri:
“Ay Mamas ayinine katılmak için Yeşilırmak (Limnitis) kapısını kullanacak Kıbrıslı Rumlar için Türk tarafı olarak önceden ciddi hazırlık yaptık. Ben, bu konuda Sayın Yakovu ile sürekli olarak temas halinde idim. Bize 27 otobüsün geleceğini bildirdiler. Otobüsler sabah 05.30’da kapıda olacaktı. Rum tarafı bize önceden isim listelerini vermişti. Bunlarla ilgili olarak kendi iç kontrolümüzü, yani güvenlik soruşturmasını yaptık. 7-8 kişi dışında tüm listeyi onayladık ve bunu Rum tarafına bildirdik. Kapıda “Kolaylaştırılmış bir prosedür” uygulamak üzere tüm tedbirlerimizi de aldık.

27 otobüs için kapıya 27 polis görevlendirdik. Kıbrıslı Rumlar oraya geldiklerinde her otobüse bir polis girecek ve kimliklerin mevcut listeye uygunluğunu kontrol edecekti. Böylece 15 dakika içinde işlem tamamlanmış olacaktı. Tabii biz, kapıda kimlik kartını göstermeyi reddeden kişiler olabileceğini biliyorduk. Bu nedenle önceden “Kimlik kartı göstermek istemeyenler lütfen gelmesinler” diyerek de uyarıda bulunduk. Ancak geçişe birkaç gün kalarak Rum medyasında akla hayale gelmedik iddialar ortaya atıldı. Kiliseye girişte para alınacağı, eski kimliği olanlara geçiş izni verilmeyeceği yazıldı. Sayın Yakovu ile bu nedenle 4-5 kez görüştük. Bunların doğru olmadığını kendisine de söyledim. Biz, bütün önlemleri alarak sabah saat 05.30’da kapıyı açtık. Ancak kimse gelmedi. Saat 07.30’da iki otobüs geldi. Polis otobüslere girerek 10 dakika içinde kontrolünü yaptı. 13 kişinin adı listelerde yoktu. Bunların geçemeyeceği kendilerine bildirildi. Otobüstekiler kimlik göstermeyi reddetmediler. Ancak 13 kişinin geçmesine izin verilmeyince “Ya hep beraber geçeriz ya da kimse geçmeyecek” dediler ve geri döndüler. Biz, 13 kişinin geri götürülmesi için de kendilerine araç sağlamıştık. Bu iki otobüsün geri gitmesinden sonra da kapıyı kapatmadık ve beklemeye devam ettik. Saat 10.00’da 24 otobüsün geleceğini bize bildirdiler. Ancak sadece iki otobüs geldi. Bu otobüstekiler kimlik göstermeyi reddettiler. Bu yüzden biz de geçişlerine izin vermedik. Biz çok büyük bir iyi niyet gösterdik. Sayın Yakovu bu işin olması için çok uğraştı. Suçlanmasını bir haksızlık olarak görüyorum.
Bu sorunun büyük bir krize dönüşmeyeceğini sanıyorum. Ayinin büyük bir katılımla gerçekleşmesi beni memnun etti. Biz tam 15 dakikada 27 otobüsün geçişini sağlamak için çok masraf yaptık, önlem aldık ama belli ki bazı Pirgoluların tavrı yüzünden bunlar yaşandı.              
Türk tarafı sürecin hızlanmasını sürekli olarak talep eden taraftır. Bu yüzden kriz çıkması bizim menfaatimize değildir ve biz bunun bilincindeyiz.”
Pirgo-Yeşilırmak kapısında yaşanan gerginlik nedeniyle, Hristofyas’ın Talat’la olan dünkü görüşmesini “ertelemesi” hiç de hoş olmadı... Hasan Erçakıca’nın da dediği gibi, taraflar bu tür “kesinti”ler için binbir mazaret üretebilirler. O zaman da hiç ama hiç yol alamazlar... Hristofyas eğer bunu Pirgolu köylüleri mutlu etsin diye yapmışsa, durum daha da vahimdir. Hele DİKO ve EDEK’in son zamanlarda sertleşen muhalefeti bu kararda etkin olmuşsa, Hristofyas’ın alacağı “politik risk”in giderek küçülmekte olduğu izlenimi veriyor ki, bu da “umut”ların kolayca tüketilebileceğini gösteriyor. Ne Talat’ın, ne de Hristofyas’ın bu tür “popülist” eylemler içine girmeye hakları yoktur. Hristofyas’ın attığı bu adım, yarın Talat’ın da hoşuna gider, altında kalmak istemez ve o da bağnaz bazı milliyetçi kesimleri mutlu etsin diye “Rest” çeker ve bu işler tam bir “maskaralığa” dönüşür... Peki ama, Hristofyas’ın görüşmelerin “Ertelenmesi” resti, Türk tarafının barikatlardaki işlemleri “doğru” yaptığını ve “haklı” olduğunu mu gösteriyor?
Bence hayır...
Hepimiz biliyoruz ki, barikatlarda askeri makamların kontrolü vardır ve sivil seçilmiş idarelerin oralarda “hükmü” yoktur. Bu nedenle Talat’ın “Kimlik işlemlerini” birazcık kolaylaştırmanın dışında, askerlerden “Farklı bir uygulama” sağlayabilmesi mümkün değildir. Zaten buna galiba istekli de değildir...
Bu “gerçekler”i biz görüyoruz. Faturanın her zaman Türkiye’ye kesildiğini de biliyoruz. “Kendini anlatabilmenin” bu kadar zor olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Türkiye’yi sevenler neden daha dikkatli, daha kucaklayıcı, daha yumuşak olamıyorlar?